www.islamastrolojisi.com "Adalet denge ve huzurun temelidir"

FATİHA EYLEM MANİFESTOSU www.islamastrolojisi.com
1-Etiklik (Eunsü)
2-Müteşekkirlik(Elhamdü)
3-Vicdanilik(ErRahim)
4-Sorumluluk(Yewmiddin)
5-Tevhit(İyyakena)
6-Meşru hedef ve Umutvar olmak(Sırat-ıMustakim)
7-Kimseyi taklit etmemek ve kendin olmak, samimi olmak(Gayrilmağdubi) #KABENİNHAYATŞİFRELERİ KİTABIMDAN ALINTIDIR...

26 Şubat 2016 Cuma

Katolik İslam ve Ortodoks İslam'a Karşı - Medine Odaklı Protestan İslami Manifesto

Katolik İslam, Ortodoks İslam ve Protestan İslam Analizleri

Bu yazımda Hıristiyan inancının başına gelen bölünmeler ve sosyolojik bölünme süreçlerinin Müslümanların da başına gelişte ki benzeşmelerini ele alırken iki dinin ne kadar da zaman içinde birbirine benzediğine hayret edeceksiniz.
Hz. Muhammed vefat ettikten sonra ümmet içinde kimin lider olacağı ile ilgili çıkabilecek çatışmaların önüne geçmek amacıyla Hz Ömer ani bir refleksle “İçinizden Resul sağ iken onun önünde namaz kıldırmış ve ikinin ikincisinin önüne geçmek isteyecek kim olabilir?” diyerek zekice bir çıkış yapmıştır. Bu çıkış sayesinde ümmet, lider sorununu Hz Ali’nin lider halife oluşuna kadar ertelemişti. Peki Hz Ebu Bekir’in liderliği Ümmet içinde neden sorun oluşturmamıştı?
Aslında Ümmet’in başına Hz Muhammed, Hz Hatice’den sonra 3. Müslüman olan ve asla Ebu Bekir kadar veya yeteri kadar önemsemediği Hz Zeyd en kıdemli Müslüman olarak neden getirilmedi?
Allah, Ebu Bekir’in adını Kur'an’da zikretmemiştir. O sadece “İkinin ikincisi” olabilme şerefine nail olabilmiştir. Ancak Kur'an’da adı geçen tek Müslüman sahabe olan Zeyd asla Ebu Bekir kadar değer görmemiştir. Hemen kanıtlayalım bu söylediğimi…
2 milyarlık ümmete “3. Müslüman kim dediğimizde alacağınız Sünni dünyanın yanıtı %99,99 oranında Hz Ebu Bekir’dir. Aynı soruyu Şiilere sorsanız onlarda size Hz Ali der. Nasıl?
Görüyorsunuz işte iki mezhebin yere göğe sığdıramadığı her Sünni veya şii cemaatin liderinin kendisini soy veya nesep olarak yasladığı Ebu Bekir ve Ali asla 3. Müslüman değildi. Ne Ebu Bekir ne de Ali asla Zeyd’in topuğuna fedakarlıkta Müslümanlıkta gelemezler. Bunu onun hayatını inceldiğimde ve “Ebu Leheb’in adı neden Kur'an’da yazan tek kafirdir?” sorusunu 25 yıl araştırıp sonunda bulduğumda, Kur'an diyalektiğinde Ebu Leheb’in Zıddı olarak ‘ikinin ikincisi’ Hz Ebu Bekir değil koskocaman Zeyd ve anlatılmayan köpürtülmeyen Zeyd çıkmıştı. 
Peki neden? 
Neden 3. Müslüman Sahabe Zeyd asla yerini ümmetin nazarında alamadı? 
Neden asırlar sonra benim bu sorduğum soru asla Müslüman alimler tarafından sorulmamıştı?  
O yere göğe sığdırılamayan Buhari bunu neden sorgulamamıştı? 
Diğer alimler uyuyor muydu?
Hayır….
Uyumuyorlardı…
Bile bile bu yapıldı. Kasıt vardı…

Evet Ebu Bekir ümmet içinde en cömert insandı. Maddi olarak verdikleri kimse verememişti. Maddi cömertliği ona karşı büyük bir sempati uyandırmıştı...

Ya Zyd?
Peki babası Harise geldiğinde ve Rasul’den izin aldığında Zeyd’e hadi gidelim oğlum Rasulden izin aldım dediğinde köle olarak Yemen’den, yurdundan kaçırıldığından ve Mekke’de köle olarak Hz Muhammed’e satıldığından ve O da onu azad ettiğinden beri Anasını görmeyen Zeyd’in “Anasını, kardeşlerini, vatanını, arkadaşlarını, özlediği Yemen’deki her şeyi” hasretten yandığı halde feda ederek babasını Yemen’e yalnız göndermesi ümmetin gözünden neden kaçırıldı?

Cevap basit…

Zeyd fakirdi..

Zeyd köle kökenliydi..

Zeyd Mekkeli Medineli değildi…

Zeyd Haşimi, Umeyye, Evs ve Harzeçli değildi…

Üstelik Zeyd’in adının Kur'an’da yazılı ayet olması Ebu Leheb'in zıddı olarak Müslüman dünyasının karşısına çıkması Bizansı örnek alan ve Bizansı yaşamak isteyen Emevilerin tekerine taş koyucu etkiye sahipti.

Öyleyse alimlerin “Neden Ebu Lehebin adı Kur'an'da yazmakta neden onun karşısına İkinin ikincisi değilde ZEYD adı büyük harflerle ayet oldu?” sorusunun üzeri örtülmeliydi.

Oysa Zeyd ortaya çıkmazsa, siyasal bölünme hızlanacaktı. Ebu Bekirci Sünniler ve Alici Şiiler birbirini yiyecekti. Yediler de…

Hala Suriye'de yiyorlar da...

Ve yiyecekler de...

Neyse konumuz aslında bu da değildi ama bu başlangıç önemliydi bazı şeyleri görmek ve anlamak için…
Dönelim Hristiyanlığa şimdi…

Hz İsa sağ iken ona inanlar içinde en büyük hainliği Judas yapmadı. Aziz(!) Peter yaptı. Çünkü o Hz İsa’yı Allah'ın oğlu ilan eden ilk havaridir. Kendisi aslında Geleneğin ve Roma’nın ajanıdır. Bugün Türkiye’de herkes ağzına Pavlos’u pelesenk etmiştir. 
Oysa Pavlos sadece Petrus’un devamı idi. İnsanlar Pavlosu önde görmelerinin nedeni onun mektuplarının İncil’in içine Allah’ın sözü gibi sokulması ve geleneksel Hristiyanlığı kurmasından dolayıdır. İşte bu Pavlos Petrus'tan sonra Hristiyanlığın geleneksel Hıristiyanlığın kurucusudur. Eğer bir fikir versin dersek İslamın Petrus’u Ebu Hureyre, Pavlos’u da kesinlikle Buhari’dir. Dünyayı öküzün başına koyan Ebu Hureyre onun naklettiği bir kısmı saçma sapan hadisleri düzelten de Hz Ayşe Annemizdi. Ebu Hureyre naklettiği ve yanlış anladığı bazı hadisler yüzünden Hz Ömer’den dayak bile yediği nakledilmiştir. Eğer Hz Ayşe annemiz Allah Rasulü ile genç yaşta evlenmemiş olsaydı Ebu Hureyre’nin yıkımı daha büyük olacaktı İslamda. Zira Hz Ayşe Annemiz onun yanlış anladığı bazı hadisleri düzeltmiştir.

Abdullah b. Ömer dışında ashaptan hiçbiri benim kadar Peygamber’den hadis nakletmemiştir. Abdullah hadisleri yazardı ama ben yazmazdım.” ( Kaynak: İbn-i Hacer, Fethu’l-Bari, c. 2, s. 167; (O şöyle der Ebu Hureyre’nin hadis yazmadığı ve Kur’an hafızı olmadığı ispatlanmıştır.)
Ebu Hureyre’nin hadislerinin çokluğu Ömer’i kuşkulandırdı bu yüzden onu kırbaçlayarak şöyle dedi: “Sen çok hadis naklediyorsun korkarım Peygamber’e yalan isnat edersin.” Sonra hadisi nakletmeği bırakmadığı takdirde onu kendi ülkesine sürgün etmekle tehdit etti. (Kaynak: Sahih-i Buhari c. 2 Kitabu bedu’l-halk s. 171; Muslim b. Haccac Neyşaburi, Sahih-i Muslim, c. 1 s. 34; İbn-i Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehcu’l-Belağa, s. 360; Siyeru a’lamu’n-Nubela, c. 2 s. 433-434; Mutakki Hindi, Kenzu’l-Ummal, c. 5 s. 239 H. 4857, İmam Ebu Ca’fer İskafi, Şerh-i Nehci’n nakline göre, c. 1 s. 360)
Bu yüzden Ebu Hüreyre’nin hadislerinin çoğu Ömer’in vefatından sonraki dönemde gerçekleşmiştir. Çünkü Ömer’den sonra artık kimseden korkmuyordu.( Kaynak: Mahmut Ebu Reyye, Azva’un ala’sünneti’l-Muhammediye s. 201)
Dineveri ve İbn-i Kesir İbn-i Seid’den şöyle naklederler: “Allah’tan korkun ve hadis nakletmeyin. Çünkü ben Ebu Hureyre’nin yanında oturmuştum, o bir hadis Peygamber’den ve bir rivayet de Ka’bu’l-Ahbar’dan nakletti ve sonra şöyle dedi: Ben Ka’bu’l-Ahbar’ın sözlerini Peygamber’e ve Peygamber’in sözlerini de Ka’bu’l-Ahbar’a isnat ediyorum.(İbn-i Kesir, El-Bidaye ven-Nihaye c. 8 s. 109; İbn-i Kuteybe Dineveri, Te’vilu Muhtelefi’l-Hadis s. 48 ve 50 )

İşte size Buhari ve diğerlerinde de var olan kaynaklardan Ebu Hureyre’nin durumu. 

Bu ve bunun gibilerinin naklettiği hadislere asla güvenemeyiz. Din algısı Hadislerin sahih olmayanlarının ve hatta Kur'an’a ve ilkelerine aykırı olmalarına rağmen algı yönetiminde olmaları İSLAM İNANCINI TEVHİTTEN ve EMEĞİN TEVHİDİN PARÇASI olmasından koparacak boyutlara ulaşmıştır.

Bu türlü bir gidişat İslam anlayışını önce Ortodokslaştırmış, sonra Katolikleşmeler görülmüştür.

Ortodoks İslam:

Otodoks İslam kesinlikle Emeviye döneminde başlamıştır. İnancın sultanlaşması ve sulta ve sultacılığa izin veren hadislerin uydurulması Emeviye din anlayışının temelini oluşturur. İmam Azam Ebu hanifenin gerçek görüşleri dışından kalan diğer tüm Sünni Mezhepler ŞAFİ, HANBELİ ve MALİKİ Ortodoks Hıristiyanlığının Müslüman versiyonudur. Hadisleri Kur'an’ın önünde gören ve bunu Usulü din sanan ve milyonlarca kendisini en doğru sanan Ortodoks Müslüman vardır.

Katolik İslam:

Katolik İslam çeşidine Şii Mezheplerini ve Şeyhinden Tövbe alan ve Allah'ın Affına mazhar olmak için Fatiha’nın “İyyake Na Budu ve İyyake Nastain” ilkesini çiğneyerek dergâhlara giden türbe türbe gezip ölülerden bir şeyler isteyenler onları dualarının kabulüne vesile adı altında ARACI kılanlar Katolik İslamcılardır.

Protestan İslam:

Almanya’da Martin Luther Katolik Hıristiyanlığa karşı savaş açarak onlara karşı reform ilan etti. Yıllar süren mücadeleler sonunda İncil’e dönüş yaşandı. Haç’ın üzerinden Hz İsa kaldırıldı. Onun putlaştırılarak tapılması engellendi. Ne var ki dönülen İncil’de malzeme fazla değildi ve gelenekselden kurtulsalar da yönelinilen kitap beklenen sosyal, psikolojik ve örgütsel yapılanmaları sağlayacak kadar çelişkisiz ilkeleri taşıyacak durumda da değildi. 
Müslüman dünyada ise öze dönmek isteyen ve Medineli Protestan İslam anlayışı gelenekselcilere karşı bir reddiye ve duruş olarak özellikle de geçen yüzyılın başındaki Hıristiyan dünya karşısındaki ağır yenilgilerin yüzünden yaşanan yüzleşmeler sonucu ortaya çıkmaya başladı. Yarısı (Geleneksel) Ortodoks İslam yarısı Protestan İslami Manifesto olarak Risale-i Nurlar ilk defa unutulan akla kapı araladı. İçlerinde bazı mantık ve Kuranla uyumsuz görüşler bulunsa da Risaleler kesinlikle özellikle Türkiye’de bu konuda reform yapılmasının önünü açtı. Aslında bu dinde reform değil din anlayışında bir reformdu. Nasıl ki Martin Luther İncili Almanca'ya çevirerek büyük bir devrim yaptıysa, Türkiye’de bu devrimi kesinlikle Risaleler ve Elmalılı Tefsirini yazdıran Atatürk yapmıştır çünkü o ilk defa Kur'an’ın Türkçe Mealinin yazılmasına da cesaret ederek bunu istemiştir.

Jakoben olmadıkça Laiklik aslında Din anlayışının kendisini geliştirmesine olanak tanır. Dinlere ve görüşlere eşit mesafede olmayan devletlerde Din ve Mezhep savaşları büyük risk taşır ve en sonunda çatışöa kesinlikle kaçınılmazdır. Bu inkâr edilemeyecek olan bir gerçektir. Kur'an’ın ve İslam’ın kendine has bir Laiklik ve Demokrasi anlayışı da vardır. Kafirun Suresi Kur'an’ın laiklik anlayışının sınırlarını çizer. Hz Muhammed’in Medine Vesikası ve Hudeybiye antlaşmaları, İslami Demokrasi ve İslami Laiklik antlaşmalarıdır çünkü Hz Muhammed antlaşma metinlerinde Allah Resulü diye yazmaz Abdullah’ın oğlu diye yazar, antlaşma metinleri incelenirse ne demek istediğim daha net anlaşılır. Aslında bizin İslamı evrensel bir din olarak görmeyen ve Adalet ve Ahlak gibi Evrensel kavramları ilkeleri öncüllemeyen tavrımız İslamı yerel, sığ ve sorun çözen bir inanç olmaktan tamamen uzaklaştıran bir inanç sistemi gibi algılatmıştır ve Batı'da öne sürülen ve reklamize edilen İslam çeşidide budur. 
Eğer tepeden inmeci olmayan laiklik Türkiye’de dengeleyici olmazsa Cemaatler birbirine girer. Herkes herkesi şu anda kâfir, melun, ajan ilan ediyor ve oluşacak bir boşluk cemaatler arası savaşın kapısını açar.
Şu anda, geleneksel İslamcı çizgiyi protesto eden ve öze dönmeci Kur'an merkezli Medineli İslami Protestan bakış ilerde daha fazla taraftar toplayacaktır.
Zira bu bakış düşünme ve düşünce üretebilmekte ve İLKELERLE KUR'AN’a yaklaşmaktadır.
Kur'an’ın ilkeleri olan Adalet, Ahlak, Sorumluluk ve Vicdanilik evrensel olarak değerlerle eşleşir. Bu sayede Kur'an kendisini merkeze koyabilekte ve modern çağın sorunlarına düşünsel tavaf da yapılırsa, algoritmik bir cevap olabilme niteliğine erişebilmektedir…
Müslüman İllüminati” ve “Kabe’nin Hayat Şifreleri” adlı eserlerimi kesinlikle okumanızı tavsiye ederim…

21 Şubat 2016 Pazar

Aynadakiyle Sohbet kitabının Değerli Yazarı ve Şair Yılmaz Akbaş ile Röportajım

Bugün Şair ve Yazar değerli Yılmaz Akbaş ile beraber sohbetimiz oldu. Kendisinin çıkan son kitabı #aynadakiyleSohbet ile ilgili röportajımız aşağıdadır.


Kitabınıza neden “#aynadakiylesohbet’’ ismini verdiniz?

- ‘#aynadakiylesohbet’ ismi, kendimiz fırsatını bulduğum her an yaptığım bir yüzleşmedir. Bu yüzleşmeyi cesaretli olan herkese de öneririm fakat bu yüzleşme tamamen tarafsız, tamamen maskesiz olarak yapılmalıdır; kişi kendini kesinlikle korumamalıdır bu yüzleşmede, bütün olumsuzluklarını aynadakinin suratına vura vura söylemelidir. Daha sonra ise bütün olumsuz durumlarından, insanlık dışı hallerinden, sevgiden yoksun hallerinden ders alarak artık bu durumunu tamamen geride bırakabilmeyi öğrenebilmelidir. Bu ismi kitabıma taşımamdaki amacım ise kendi kitlemi ve aramıza katılmak isteyen cesaretli yürekleri bir arada toplamak amaçlı düşündüğüm bir sosyal medya için hashtag’dir. Okuyucu kitlesi sosyal medya da ‘#aynadakiylesohbet’ ‘hashtag’i ile paylaşımlarını yaparak daha geniş çevrelere ulaşabilirler.


Peki, kitabınızda nelerden bahsettiniz?

- ‘#aynadakiylesohbet / Teşekkürler Yüreğim’ isimli deneme yazım kitabımda, birçok yazı aslında yaşanılan olayların gözlemlememden dolayı ortaya çıkan yazılardan oluşmaktadır. Kısa başlıklar üzerine birkaç sıralamayla yazacak olursak; arkadaşlık, yaşam, organ bağışı, sevgi ve aşk, severken tek taraflı düşünmenin zararları, insanlık, vesaire konular üzerine yazılan denemelerden oluşmaktadır.


Yazarken neleri eksik gördünüz?

- Eksikleri olanların, eksikliklerinin farkına varanların tabiri caizse eğer neredeyse mikroskop ile bile bakıldığında görülemeyecek kadar az olması.


Son olarak bize ne söylemek istersiniz?

- Öncelikle bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Ve yine kendi yazmış olduğum bir kısa cümle ile cevap vermek istiyorum. ‘Hayatın bataklığına sürüklenmemek için, Sanatın her hangi bir dalına tutunmalısın.’ Sevgi ve saygılarımla… #aynadakiylesohbet 

15 Şubat 2016 Pazartesi

KULAĞIMDA KÜPELER - YAZAR ERKAN HARAS'IN SON KİTABI


Yazar Erkan Haras Bey ile son kitabı "Kulağımdaki Küpeler" hakkında söyleştik. Değerli kitabıyla ilgili yapmış olduğumuz röportajı siz değerli okurlar için paylaşıyorum.

Kitabınıza neden “Kulağımdaki Küpeler ismini verdiniz?”
İnsanların çevrelerinde olup biten olaylara duyarsızlaştıklarını gördükçe gerçekten çok üzülüyorum. Hemen her gün yaşanılan onca keşmekeşin ardından hala kişioğlu bir çıkarımda bulunamıyor. Çevresindeki gelişen her bir duruma nazar-ı dikkatle bakamıyor. Ben de istedim ki bu sözlerim, bu anlatılanlar kulaklarına birer küpe olsun, onlara birer nasihat olsun.
Pekiyi kitabınızda nelerden bahsettiniz?
       Elbette ki okunduğunda daha iyi anlaşılacaktır ki çeşitli konular üzerinde durdum. Toplumun kanayan yarası olan       bazı durumları işledim. Başlıklar halinde anlatmaya çalıştım.
Şiddetle süren bir şiddetli geçimsizlik, gerek evlerde gerekse toplumda bir geçimsizlik, kimlik karmaşası, ve taşları yerine oturtamama sorununu işledim. Sıcak ve yumuşak karnımız olan “Kürt Meselesi” üzerinde durdum bir yazımda. Evliliklerin nasıl olması gerektiği temel çekirdeğimiz olan ailenin ayakta durması gerektiği üzerinde durdum.
Gençlerin zihin bunalımları, toplumun bir “konforizm” dediğimiz hastalığa duçar olduğunu bundan nasıl kopmamız gerektiği üzerinde durup işlemeye çalıştım.
Tabiri caiz ise “at izinin it izine karıştığı” durum ve konuların üzerinde durdum. Kuşkusuz okunduğunda ne anlatmak istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

   Yazarken neleri eksik gördünüz?
Yaşadığımız yüzyılda bir anlaş(ıl-a)ma(ma)sorunu var bunu kabul etmeliyiz. Bir birimizi anlamıyoruz ya da anlamak istemiyoruz. Hemen her gün nasihat dinliyoruz ancak nasihatı tutacak bir kulak sahibi değiliz. Sanata ve sanatın gücüne inancımız kalmamış. Kadim zamanda sanat insana yön veren kutsal bir olaydı ona olan inanç kalmadı.Bir iyiliğin topluma faydası nispetince ibadet olacağı konusu da akıllarda silinmiş durumda. Herkes(im)kendi menfi isteklerini düşünmekten komşusunun açlığı ve tokluğu artık duygusuz birkaç slogan haline geldi. Yani medeniyet dediğimiz mevzunun artık illete döndüğünü acı olarak görmekte ve yaşamaktayız.Eğitimin gitgide eğitime muhtaç hale geldiği, öğretimle sadece ayakta durmaya çalıştığımız ama baston kullanmak zorunda kaldığımızı görünce üzüldüm ve bunları yazmak durumunda kaldım.

Son olarak ne söylemek istersiniz?
Okumak, okumak, okumak…Cehaletimizi, her şeyi biliyor sandığımızı unutup bol okumamız gerektiğini. Türkiye’yi bilgi sahibi olmadan kültür sahibi olduğunu sananların cenneti konumundan kurtarmamız gerektiğini. Bunu da ancak okuyarak başarabileceğimizi tekrar buradan söylemek isterim

21 Aralık 2015 Pazartesi

CEBRAİL'İN GÖZYAŞLARI

Bu kitabı yazmaya karar verdiğimde yıl 2009'du. Çünkü Avustralya'da çekilen ve konusu Cebrail olan Gabriel adlı film'de Hristiyan inanç sisteminin sadece Hz İsa'nın, Allah'ın değil Melek Cebrail anlayış ve tasavvuruna ne denli büyük bir yanlışla baktığını gördüm. 

Cebrail ve diğer inanç konularında Batı yapmış olduğu filmlerle bizimde gençlerimizin fabrika ayarlarını bozmakta, maalesef İslam Dünyasının belli kesimlerinin hala sinema, edebiyat ve sanata müziğe günah veya haram gözüyle bakması bu sektörün yani iletişim sektörünün tebliğler konusunda büyük darbe yemesine yol açmakta. 

Gerçek hayat öyküleri elbette bir çok okuru veya izleyiciyi çekmekte. Ancak günümüzde kurgu türü resimde ABSTRAK ( Soyut ) türü gibi sınırsız kapılar açmakta. Soyut resim nasıl ki büyük bir zenginlikse sinemada kurgusal ürünler ise ucu açık bir tebliğ yönü varken İslam dünyası deyim yerindeyse maalesef bu konuda nal toplamakta...

Neden bu kitap bukadar gecikti?

Çünkü bu kitabın bu haliyle basılmasını bir ok yayın evi istemedi. Çünkü kitapta konuşması yasak olan kendinden konuşması engellenmiş olan Hz Cebrail'in Ademle başlayan ve Hz Muhammed'e kadar devam eden serüveninde peygamberleri ve misyonlarını gözlemlemesi ele alınmakta ve "BEN" anlatıcı dediğimiz format ta olmakta. Bu duru aslında konuşması yasak olduğu düşünülen bir meleğin düşüncesini romansı bir şekil de anlatmaya çalışması yayın evlerini ürküttü.

Biri hariç...

Mola Yayınevi ve sahibi Celalettin Aksu Kitabın içinden Sosyal Medya'da paylaştığım küçük bölümleri çok sevdi, kitabın adını da sevdi. Kitabın tamamını Word olarak ona yolladım. Kitabı ve içeriğini çok beğendi. BEN anlatıcıda onunda bazı tereddütleri vardı ama açıklamamı dinlendikten sonra bana hak verdi. Büyük bir heyecanla kitabı tashih ettirdi. Aslında bende çok heyecanlıydım. Kapağı mükemmel bir şekilde hazırlattı. Ön kapakta adım yer almadı. Çünkü bu şekilde kitabın BEN anlatıcısıyla uyumlu olması sağlandı. Bu verilmek istenen gizemli mesajların verilmesine katkı sağlayacaktı.
Sonunda kitap ete kemiğe büründü ve basıldı. Bugün bandrolleri yapıştırılmakta. Önümüzdeki hafta (21.12.2015) te inşallah dağıtıma başlanacak.

Bu kitapla ilgili daha fazla bilgi vermeyim içinde bir çok sürpriz sizi bekliyor..


CEBRAİL'İN GÖZYAŞLARI

9 Eylül 2015 Çarşamba

VAV GİBİ SEVEBİLMEK VE YAZAR YAVUZ SELİM PINARBAŞI

Yazar Yavuz Selim PINARBAŞI muhteşem bir esere imza atmış. Kalemine sağlık PINARBAŞI. Bu eser Aşka ve Kulluğa 360 derece DÜŞÜNSEL ve SORUMLU bir TAVAF yaparak yaklaşmış. Aşkı şirke taşımamış ve onu şeytanın tuzağına düşürmemiş. Tarif edilen aşk İlahi parametreler arasında ele alınmış.
Aşağıda bu güzel kitabın bazı satırlarını sizlerle paylaşıyorum.

VAV GİBİ SEVİLMEK Muhabbetten Muhammed oldu hasıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl, Vav bir Nuh’un gemisi idi, binen kurtuldu.

AŞKIN VAV HALİ

Ahir ömründe yolunu şaşıran beşerin yeniden
ruhunu ve bedenini keşfetmesi ile
benliğini fark edip bir zamanlar düştüğü
hata ve çukurları görerek içinde bulunduğu durumdan
doğrulup kalkması, yoluna devam etmesi
ve özünden uzaklaşıp benliğine yabancılaştığı ölümü
inkar için dünyaya meylettiği ve bunlara aracılık
eden eşyadan ayrılarak ölmeden önce ölmesi.
“Muta kable ente mut (Hadisi Şerif) Ölüme pervane
olup kanat çırpmasıdır, aşkın vav hali.
Sol yanımda ince bir sızı başlar
Seni gördükçe
Ol dalgalar coşar delirir
Vav olup büküldükçe
Vav gibi sevilmek, haline ram olarak sevene
müsavi olarak. Sevgiye layık olarak,
seveni mudmeyn ederek, sevende
dünyayı, ahireti görerek, yönünü aşktan sevdadan
yana dönerek tıpkı Mescid-i Haram’a (Kabe’ye)
dönercesine sevebilmek. Seveni kıyamete dek beklemek
Vav gibi sevilmek, aranılan tuz ekmek
Vav gibi sevilmek, ondan şifa dilemek
Vav gibi sevilmek, gayret sonsuz emek
Vav gibi sevilmek, sevildiğini bilmek
Vav gibi sevilmek, ıstırabı lokmaları yemek
Vav gibi sevilmek, gözlerinde aşkı görmek
Vav gibi sevilmek, yardan şefkat beklemek
Vav gibi sevilmek, onun için feda olmak demek
Bu fedakarane durumlara müstahak olmak
için, Lamelif gibi sevip Vav gibi sevilmeyi beklemek
gerek. Aşktaki hakkı muktesap, bedel ödeyerek
olur.
Hayat ?u 3 şeyle gerçektir;
İMAN
UMUT
SEVGİ
İmanını, sevgini koru yitirme.
Umudunu hep tazele.

KULLUKTA VAV

Dua eden adam figanI Ey Rabbim lütfunda hoş, kahrında Nurundan üfle bu kuluna Aşkın narı yakar kavurur ve küllerimi yarin ayaklarına savurur Kulluğunu vahdaniyetin vav karşısında acz ettim lutfet bana. Aşk-ı mücerretimi dökeyim dökeyim ummanı- na Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim! Benim kalbimi vav gibi senin dinin üzerinde sabit kıl. Ya mukallibel kulub Sebbit kalbi âlâ dinike.

KENDİNİZE BİR İYİLİK YAPIN BU HARİKA KİTABI OKUYUN…