www.islamastrolojisi.com "Adalet denge ve huzurun temelidir"

FATİHA EYLEM MANİFESTOSU www.islamastrolojisi.com
1-Etiklik (Eunsü)
2-Müteşekkirlik(Elhamdü)
3-Vicdanilik(ErRahim)
4-Sorumluluk(Yewmiddin)
5-Tevhit(İyyakena)
6-Meşru hedef ve Umutvar olmak(Sırat-ıMustakim)
7-Kimseyi taklit etmemek ve kendin olmak, samimi olmak(Gayrilmağdubi) #KABENİNHAYATŞİFRELERİ KİTABIMDAN ALINTIDIR...

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Amerika’da İç Savaş ve Dağılma’nın Ayak Sesleri ; Beyaz Polisler Neden Siyahlarca Öldürülüyor?

ABD’nin Türkler ve dünyaca bilinen ünlü 1980’li yıllardaki dizisi yüzünden çokça tanınan Dallas kentinde 5 polis silahlı keskin nişancılar tarafından öldürüldü, 6 poliste yaralı. Bu ne demek nasıl okumalıyız bu duru mu?

 Amerika kurulduğu günden beri ırkçılık sorunuyla karşı karşıya kaldı. Siyahlara sosyal hayat içinde özellikle güney eyaletlerde ayrımcılıklar uygulanması en sonunda ciddi bir patlamanın yaşanmasına neden oldu. Amerikan polisi özellikle siyahlara yönelik olan baskıcı ve ırkçı tutumu siyah halkın tepkisine uzun zamandır neden olmaktaydı. Malcolm X’ten beri siyahlar kendi var oluşlarını sürdürmek istiyorlar ve sürekli özellikle güney eyaletlerdeki sorunları sert bir dille eleştirmekteydi. Amerika içinde Siyahlara haklarının verilmesi konusu genellikle Demokrat parti döneminin söylemleridir. Amerikan polisi genelde Cumhuriyetçi faşistlerden oluşan bir ordu şeklindedir. Cumhuriyetçi beyaz ırkın polisleri asla siyahları sevememekte. Bu kesimler asla Obama’ya oy vermiyor.



Cumhuriyetçiler ırkçı oldukları gibi hem ülke içinde siyahlara ve Müslümanlara, ülke dışında genel olarak Müslümanlara karşı her zaman bir terör örgütü kurup o örgüt üzerinden Müslümanları katletmekteydi. Son dönemde Obama yönetimi varken silah stoklarını eritme konusunda direk Cumhuriyetçi bir partiyle değil Obama yönetiminde İŞİD’e gizli silahlar verilerek Orta Doğunun kana bulanması sağlanmış ve bölgede anasın babasının gözü önünde tecavüz edilmiş ve daha sonra İngiliz Ajanları tarafından maniple edilerek İŞİD saflarına katılması sağlanan bu cahil gençler öfkelerini beyaz işgalci İngiliz Amerikan silahlı güçlerine yada şehirlerine değil Müslüman ülkelere ve vatandaşlarına yönelik yine İngiliz menşeili Wahabilik mezhebiyle saldırtıldı. Whabiler ne Sünni sufistleri nede Şiileri sevmekte, sadece kendilerini sevmekteler.

Elbette bunca fesadın bir karşılığı olacaktı.

Merhametsiz ABD ordusunun psikopat askerleri Irakta yaptığı yıkımların çocuğu olan İŞİD teröristleri nasıl İstanbul’u, Şam’ı, Kobani’yi, Bağdat’ı hedef alıyorsa Londra ve New York’u asla hedef almamaktalar.

Peki siyahlar neden öfkeli? Hispanikler ve Kızılderililerin ve Asyalıların ABD içindeki konumu nedir?
ABD içinde Hispaniklerin(Latin Kökenlilerin) nüfusu gittikçe artmakta ve şu an yeni göçlerle ve doğumlarla Hispanikler daha da artmakta. ABD içinde beyaz Avrupa kökenliler gittikçe azınlık durumuna düşmeye başladı. ABD’nin geleceğinde sadece siyahi bir başkan yok, iç savaş riskleriyle beraber bu riskin minizmize edilmesi için İspanyolca konuşan Flarida’lı veya New Meksikolu bir Hispanik bir sonraki başkan olması kuvvetle muhtemel. Şu anda Donald Trump Başkan olursa ABD de iç savaş kesin diyebiliriz, ama Hillary Clinton başkan olursa İç Savaş yavaş ve daha az şiddetsiz olabilir. Ancak Hispanik bir liderin ABD’yi adaletle yönetmesi çok daha akıllıca olurdu. ABD’de üst akıl gerçekten akıllıysa Hillary yerine soyadı Gomez olan Demokrat bir lideri Başkanlığa taşımalı aksi taktirde adil hispanik bir başkan ABD’de yönetici olmazsa ABD’yi er yada geç büyük sıkıntılar beklemektedir. Zira Güneyli rahat durmayan faşist polisler Siyahları daha fazla kızdıracaktır.




4 Temmuz 2016 Pazartesi

SURİYELİLERE VATANDAŞLIK VERİLMELİ Mİ?

Uzun zamandan beri Türkiye'de bulunmakta Suriyeliler. Türkiye'ye Suriyeden üç ırk geldi. Suriyeli Kürtler Suriyeli Türkler ve Araplar. RTE Suriyelilere Vatandaşlık verilebileceğini söyledi. Bu konuda değişik kesimlerden itirazlar yükseldi hemen. Suriyelilerin Vatandaşlık almasına kim nasıl bakıyor analiz edelim.

CHP'li Ulusalcı Kesimler;
Suriye savaşından kaçanlara bu kesimin çoğu kesinlikle vatandaşlık verilmesini istemiyor. Çünkü Suriyelilerin çoğunun Arap ve Sünni aynı zamanda muhafazakar olduğunu bilmekte bu kesim. Şu an Suriye'den kaçıp Türkiye'de yaşayan en az 3-4 Milyon insan var. Bunlar aileye inanan ve çok çocuk yapan kesimler ve hızla nüfusları artmakta. Bu kesinlikle CHP'nin oy oranlarını özellikle %25'lik kemik oy yapısını aşağı en az %3'ten başlayarak ileriki yıllarda daha fazla düşürecek. Ayrıca Suriye'den gelenlerin toplumsal olarak uyumsuzluğunu da göz ardı etmiyor bu kesim. Gelenlerin çoğunun Ak Parti'ye oy deposu olacağına inanmakta bu kesim ve asla onların vatandaş olmasını istemiyorlar.

MHP'li Milliyetçi kesimler;
Bu kesimin çoğunluğu ise savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınmalarını doğru bulmuyor ve vatanları için sonuna kadar savaşmadıkları için onları hain gözüyle görmekteler. Suriye'de kalıp sonuna kadar mücadele etmelerini istediklerinden gelenlerin işe yaramaz hain olduğunu ve kendi ülkesinde bişey yapamayanların ülkesine hayırı olmayanların Türkiye'ye asla hayrı olamayacağını düşünmekteler. Suriye'de kalıp Esad rejimine karşı en güçlü direnişi Türkmenlerin yapmak zorunda olduğunu çok az sayıda Türkmen'in Türkiye'ye geldiğini söylemekteler. 

AK PArtili Muhafazakar Kesimler:
AK PArtinin çoğu muhafazakar destekçisi (Sol destekçileri de var onlar ayrı durumda) destekçisi Suriyelilere vatandaşlık verilmesini istemekteler çünkü onları kendi görüşlerine uygun ve insani olarakta kuçak açılması gereken kardeş olarak görmekteler. Aynı zamanda gelenlerin AK PArtiye oy vereceğinide düşünmekteler. Bu vatandalıkların Hükümete olan desteği arttıracağına da inanmaktalar.

HDP'lilerin Düşüncesi:
Onların bir çoğu Türkiye'yi vatanı gibi görmemelerine rağmen asla Suriyelilere vatandaşlık verilmesinden yana değiller. Şayet Bağımsız Kürdistan devletini kurmuş olsalar sadece Afrin ve Kobani'den gelenlere Irkçılık temelinde baktıkları için hemen pasaport verip askere alırlardı. Ancak böyle bir durum olmadığı için asla çoğunluğu Arap olan göçmenleri asla istemiyorlar.

İŞVEREN ve İŞÇİ Kesimleri;
İşverenlerin çoğu Vatandaşlık verilmesini istemiyor çünkü varandaş olmayan Suriyelilere SGK primi ödemeden kaçak çalıştırmaktalar, onlara daha az ücret ödedikleri için de bu şekilde statüsüz kalmalarını istemekteler. İşçi kesiminin çoğu da onlara vatandaşlık verilmesini istememekte çünkü ellerindeki işlerin artık kalıcı olan Suriyelilere gideceğinden korkuyorlar zira patronlar şu an bile Suriyelileri tercih etmekte ve çoğu vasıfsız yada az vasıflı işçiler onların gitmesini istemekteler bu sayede kendilerine olan ihtiyaç daha fazla olacak ve maaşları artacağına inanmaktalar.

PEKİ GERÇEKTE NE OLMALI? Neden RTE böyle bir söyleme geçti?

Cumhurbaşkanı hatırlanacağu üzere şu istemde bulunmuştu "Her evlenen çiftten 3 çocuk istiyorum " demişti. Ancak Türkiye için tehlike zilleri çalmaya başladı bile. Aile çöküyor, boşanmalar korkunç seviyede, kimse evlenmeye yanaşmıyor. Evlenenler bir iki sene sonra boşanıyor. Boşanmaların sevgi temeli güven temeli ve önce eşim ve çocuklarım anlayışı ortadan tamamen kalkmaya başladı. Bu nüfusun yaşlanması demek, bu Türkiye'nin tıpkı Almanya gibi nüfus yüzünden demografif yapısının çökmesi demek. RTE bunu çok iyi biliyor. Suriyeliler kafa olarak Türkiyenin tam 35 yıl gerisindeler. Yerlere çekirdek çitleyip atabiliyor, sigarayı her yerde içmeye kalkıyorlar (gerçi yavaş yavaş alışıyorlar), otobüste ayakkabılarını çıkartıp diğer yolculara koku ezası çektiriyorlar vb. Dediğim gibi yavaş yavaş alışmaktalar Türkiye'de ki yaşam şekline.

Her nekadar ülke menfaatleri bunu gerektirse de RTE'nin bu kararından sonra şunu görmekteyiz
-RTE Türkiye'nin azalacak nüfusunu ve geleceğini düşünüyor.
-Kesinlikle AB'den ümidini kesti ve Vize serbestiyeti veya üyelik umurunda bile değil, bu normalde başka bir devletin elinde koz olsa bunu sonuna kadar AB'ye karşı kullanır.
-AB'den gelecek 3-6 milyar Avroyu da umursamıyor ve AB'ye kendi kendine yıkılacak birlik olarak görmekte.
-Çifte vatandaşlık vererek Suriye'de söz hakkına sahip olmak istiyor.
-Suriye’de Türk diasporası oluşturmak istiyor.
-Suriye iç savaşı çıkmasaydı Su kıtlığı dolayısıyla savaş çıkacaktı stratejisine kendisini inandıran Davutoğlu’nun DIŞ Siyaseti sonrasında Suriye’de Türkiye destekçisi bir kitle oluşmuş olacak.
-Rusya ve ABD ile Suriye konusundaki müzakerelerde eli güçlenecek.
-İslam Ümmeti’nin Vicdanının oluşmasına katkı sağlamış olacak.

Peki aslında Mültecileri kabul etme vatandaşlığa alma süreci nasıl olmalı? Türkiye bunu biliyor mu?
Hayır…
Olması gereken şu
1-Suriyelilerden Türkçe öğrenmiş, çalışan ve ekonomiye katkı sağlayan, eğitimli ve sermaye sahipleri ülkeye daha fazla katkı sağlayacağı için işlemleri öncelikli olmalı. Bu hayatın gerçeği.
2-Ofislerdeki uzmanlar çok iyi Arapça bilmeli ve mülakata alınan kişinin nereli ve hangi tür lehçe Arapça bilmekte bunu anlayabilmeli. Aileleri hakkında bilgi almalı kayıt tutulmalı. Bu olmazsa bunun acısını çeker Türkiye zira Nato (Britanya) kumandalı teröristlere de vatandaşlık verilirse RTE ve Türkiye İŞİD’e vatandaşlık vermişe döner iş. O zaman ayıkla pirincin taşını. Bunu anlayacak yetenekte personel ve adam var mı? Olsa MIT elemanı yapılırdı zaten. Bu nedenle vatandaşlık alımlarında MIT’in elemanlarının olması ve onayının alınması daha iyi olur. Çünkü kimin kim olabileceğini ancak yetişmiş ve çok dil bilen insan okuyabilen MIT elemanı yapabilir. Ne anlar Adalet Bakanlığı ya da İç İşleri bakanlığındaki Nüfus ve göç işlerinden sorumlu memur?
3-Spesifik sorulara mantıklı ve kabul edilebilir standart cevaplar veremeyen şüpheli kişilere kesinlikle ret verilmeli.

Bunlar yapılmazsa ne olur?

Bu olmazsa, artık Irak, Ürdün ve Kuzey Afrika’dan, Afganistan, Pakistan ve Bagladeşten Arapça bilen ve ben Suriyeliyim diyen ve zamanında Avrupa ülkelerini kandırmış bir çokları gibi bizim göçmenlik memurlarımızı da kandırır kim olduğu belli olmayan tehlikeli insanlara da vatandaşlık verilir. Bu ise ilerde çok ciddi sorun demek. Düşünerek gidilmeli yoksa çok can sıkılır…


3 Temmuz 2016 Pazar

TÜRKLÜK, TÜRKÇÜLÜK VE TÜRKİYE, OSMANLI, İSLAM VE EYALET-BAŞKANLIK SİSTEMİ NEDİR?

KÜRTÇÜLÜK BİZİM TÜRKÇÜLÜĞÜMÜZÜN DOĞAL SONUCUDUR. (Çalınan Hayatlar;Mülteci 2005)
Yıllardır Türkiye’de seçilmişler ve seçenler atanmışlar ve atayanların boyunduruğunda Yunanlıların deyimiyle SÜNGÜLÜ DEMOKRASİ sisteminde yürüdü. Demokrasi halkın iradesinin sistemidir. Demokrasi halkın seçtiğinin ülkeyi güçlü şekilde yönetmesidir. Türkiye’de demokrasinin sorunları uzun zamandır vardı.

Peki, neden yarı demokratik bir düzen oluşmuştu?

Türkiye kurulduğu andan beri demokrasisini oturtmakta sorunlar yaşadı. Bunda halkın kendisinin ve atanmışların karşılıklı güvensizlikleri vardı. İngiliz Fransız ve Rusya’nın Lozan’da dayattığı şartlarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığını ve var oluşunu oldukça zor şartlarla sağladı (Çalınan Hayatlar Mülteci 2005). Hem Türkiye’nin çağdaş batılı bir ülkesi olması gerekiyordu diğer yandan Türk halkına çaktırmadan ülkenin yönetiminin halkın değil de atanmış ve ülkenin bu anlaşmalara bağlı sınıf tarafından yönetilmesi gerekmekteydi.

Daha iyi anlaşılması için şu örneği vereyim. Belediye başkanını ve Başbakanı halk seçmekteydi, Ne belediye başkanı Mülki idarenin başkanı Vali, nede halkın seçtiği başbakan atanmış Cumhurbaşkanından daha fazla yetkiye sahip olabiliyordu. TSK bile bırakın sıradan demokrasilerde Savunma bakanına bağlı olmayı Başbakan’a bile tabi değil Cumhurbaşkanına tabi konumda iki de bir halkın seçtiklerine siyaseti dizayn ederek muhtıra vermekteydi. Tabi bu yazdıklarımdan yaşı 25 altında olanlar pek bir şey anlamazlar. Ancak biz yazmaya devam edelim…

Burada bir takım açmazlar vardı, nelerdi bu açmazlar?

1-Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulduğu zamanlar Halk eğitimli değildi ve geleneksel İslamcılık çok güçlüydü. Halk demokrasi, Cumhuriyet kelimelerinden bişey anlamıyordu. Bu iki kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden ya destekliyor yada karşı çıkıyordu.

2-Devlet daha yeni kurulmuş ve kurulan devletin bir çok sorunu vardı. Sanayi, eğitim başta bayındırlık fakirlik sağlık sorunları çok büyüktü. Devlet hemen her şeyle mücadele etmek zorundaydı.

3-Lozan’da verilen tavizler yüzünden devlet halkla verilen tavizler arasında kalmaktaydı. Bu da kritik sorunları kronik hale getirdi. ( Türk ve Ulusal devlet olma sözü arkasından Dersim vb Kürt sorununun başlamasına neden oldu).

Türkiye Cumhuriyeti Ulusal sınırlarını koruyabilmek için Türkçü bir çıkış yaptı. Bu çıkış Türklüğün içinden dava ve İslamcılığı çıkarttı attı ve yerine Irkçılık ve Turancılığı koydu. Bu ise Anadolu’da Türk olmayan Kürtçülüğü zaman içinde yavaş yavaş büyüttü. Hatta Kenan Evren döneminde rejimin İslamcı devrimciliğe karşı korunması için bu konuya yatkın ve İran Devriminden etkilenecek ümmetçi Kürtlerin yerine PKK kuruldu ve işkencelerle Kürtçülük bizzat darbecilerle kışkırtılırken Sünni Türkler Rejimi destekler pozisyona itilerek Kürt Türk Ortak İslamcı çıkış büyük bir başarıyla (ülkenin 35.000 canına mal olarak ) engellendi.

Uzun yıllar devletin işleyişi şu şekilde oldu; Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni rejim Lozan’da verdiği sözleri yerine getirebilmek için kontrol altında bir diyanet ve geleneksel İslamcılıkla karşılıklı işbirliği yapan devletçi bir Sünnilikle ve atanmışların çoğunun rengiyle uyuşan kontrolcü ve sisteme angaje olan yine karşılıklı iş birliği içinde Alevilikle yürünmüştür. Subayların genelinin alevi, polislerin amirlerinin genelinin Sünni olması bu yüzdendir.

Uzun yıllar bu şekilde devam etti süreç. Ancak 90’lı yıllarda siyasal İslamcılık demokratik yollarla gelmek ve gücü ele geçirmek istedi. Siyasal İslamcıların bölünmesi ve güç kazanmamaları için Britanya tarafından ABD aracılığı ile desteklenen bazı cemaatler Truva atı olarak İslamcıların arasına sokuldu. Bu sayede İslamcıların hem insan hem de maddi kaynakları oyalandı.

RTE’nın Hakan Fidan’la ve sadık adamlarıyla yola devam etmesine karşılık her seferinde çeşitli operasyonları yöneten Paralel Cemaat Oslo Barış görüşmelerini ifşa etti ve kalıcı barışın önünü tıkadı, Fidan gitsin diye İstihbarat içindeki adamları ile Uludere olayı ile Devleti ve TSK’yı töhmet altında bırakarak bir gol daha attı kalesine, en son Gezi çadırlarında emrettiği amirlerine gösterici çocukların çadırlarına gaz fişeği sıktırdılar.

Bu adı konulmamış bir iç savaştı. Bu savaş Batılı sözde müttefiklerimizin artık kontrollerinden çıkan Türkiye’yi dizayn edişleri ve onun yandaşları ile artık Batı’ya karşı tepkisini gösteren halk arasındaydı.

Türkiye’de Batı’ya karşı bağımsızlık mücadelesini seçen halk, kendi seçtiği il Cumhurbaşkanı ile ilk defa ülkesinin yönetimini devralmış durumdadır. Zira halkın %52’si RTE’ye oy vermiştir.
Ancak bu kesimlerin ciddi sorunları var;

1-RTE’ye destek verenlerin çoğu hala Osmanlıcı, İslam’ı Osmanlı sanan, Hz Muhammedi sarık sakal zanneden, Allahın isimlerinin ne manaya geldiğini bilmeyen, Hz Muhammedin karısını kızı kızını karısı sanan, kendi peygamberinin imzaladığı üç önemli DEMOKRATİK analaşmayı bilmeyen kesimlerdi.

2-Bu kesimlere Kürt sorununu ve barışçıl çözüm yollarını anlatmak çok zordur.

3-Kürt sorununun çözülmesini sağlarken ülkenin çözülmesini engelleyecek sözde Osmanlıyı öven bu kesimler Osmanlı sistemi olan Eyalet sisteminden aman parçalınırız diye karktukları için Kuzey Irak’ın ve Azerbaycan ile KKTC’nin Türkiye’ye eyalet olarak katılması ve ülkenin büyümesinin önü bizzat yine bu kesimlerce engellenmiştir. (Federal Anayasaya konacak bir madde ile Federe devletlerin bağımsızlık referandumuna onay sadece Federal Üst meclis tarafından onay verilir maddesi Türkiye Federasyonunu koruyacaktı).

4-Paralel devletin HDP’yi destekleme sözüne karşılık AK Partiyle hükümeti kurmama ve Başkanlık sistemine karşı olmalarını sağlama sayesinde oynanan oyun anlaşılsa da Kürt sorununun çözümünde ulusalcı duvar güçlenmiş ve eyalet sistemi zafa uğramış vaziyettedir.

5-Cumhuriyetin ilk yıllarında Batı dayatmasıyla oluşturulan Ulusalcılık tuzağına sağcı muhafazakar kesim fena düşmüştür. Bu zokalar 12 Eylülde de yutulmuştur. Hala oynanan oyunun farkına vardıklarını sandıkları halde asla ama asla derinlikli bir şekilde varamamışlardır.

6-Kürt muhafazakar kesim 28 Şubatta küstürülmüş ve Dindarlara yapılan baskılar sebebiyle PKK’ya daha önce katılmayan bu kesimlerden büyük katılımlar olmuştur. Pkk 12 Eylülde kurulmuş 28 Şubatta kitleselleşerek sosyal zeminini darbeciler sayesinde oturtmuştur dolayısıyla bu sorun ancak ve ancak Osmanlı Eyalet sistemiyle çözülür. Türkiye güçlü oldukça diğer ülkelerde Konfederasyon çatısı altında tıpkı AB gibi Türkiyenin öncülüğünde bir araya gelecektir.

Bu çelişkiler iyi görülmelidir. Sorunlarımızın tamamen çözülmesi için iki yüzlü bir Türkçülük anlayışı oluşturamayız. Irk Türkçülüğü yaparsak mevcut ülkemizin sonunu en nihayetinde getiririz. Başkanlık sistemi Eyalet sistemi olmadan olmaz. Çünkü aksi taktirde tek partili CHP dönemi gibi bir durum oluşur ki bu ülke içinde ciddi anlamda büyük zararlar oluşturur. Bu itibarla bizlerin yeniden oturup düşünmemiz ve kavramların içini doldurarak dikkatli bir strateji ve planlar yapmamız lazım. Bu itibarla şu konuları gündeme almalıyız;

1-Türklüğün ve Türkçülüğün tanımı olmalı. Türklük bir ırk adından ziyade bir Kültür, medeniyet anlayış ve en önemlisi Haksızlığa karşı haklının yanında yer alan, özellikle İslamın evrensel değerleri olan Adalet Etiklik Sorumluluk ve Vicdanilik konularını yüceltmek olduğunun altı çizilmeli ve bu anlayış okullardaki eğitimlerde verilmelidir. Bu sayede İsveç Kralını  Rusya’ya karşı destekleyen Osmanlı’nın tutumu örnek alınmalıdır.

2-Osmanlı’nın yaptığı hatalar asla yinelenmemelidir. Eğitim ve İnanç bölünmemeli, Orta Öğretim dahil Bilim ve İnanç arasındaki bağ açıklanmalı ve öğretilmelidir. Din dedim mi Sünneti Rasul değil Sünnetullah dediğimiz Allah'ın Sünneti yani Allah'ın Kanunları yani Tabiatta var olan kanun ve nizamlar yani Bilim öne alınmalı, sorgulayan akıl öne çıkartılmalı ve Kurani perspektif dikkate alınarak algoritmik ve süreç odaklılık esas olmalıdır her konuda.

3-Everensel değerler ile uyumlu İslamın ilkeleri Adalet ve Etiklik, genç ve dava sahibi sorumlu gençlerle sağlanabilir, bu ise sorgulamayan ve aklını bir cemaate satmaya meğilli geleneksel İslamcılık eğitimi veren İmam hatip müfredatıyla değil sorgulayan düşünen müfredatla olur.

4-Başkanlık ve Eyalet sistemi ve zaafları güçlü yanları toplumda daha fazla tartışılmalı, yazılmalı ve ortaya konmalı. Halk bu konuyu bilmiyor. Hala başkanlık ve eyalet sistemi deyince korkmakta ve ürkmekteler.

Bu unsurların tamamen oturması anlaşılması oldukça uzun bir zaman alır ve almakta. Aslında hapse bile girmeyi göze alarak yazmış olduğu Çalınan Hayatlar;Mülteci adlı romanım da yıllar önceden bugünlerin konusunu yazmıştım. Ancak ilerde bu yazdıklarım hala gündemde olacak gibi görünüyor.

Halkımız seçtiklerine sahip çıkmalı, kime oy verdiğinin bu saatten sonra önemi çok büyük. Sadece ülke içinden değil ülke dışından da düşünerek bakarak oy vermeli.





29 Haziran 2016 Çarşamba

Batı'nın Terör Üzerinden Türkiye'nin Rusya Yakınlaşması Tepkisi; İstanbul Atatürk Havalimanı Saldırısı

Öldürülen Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal ABD ve Batı'nın İŞİD'i terör örgütü olarak hazırlamaya başladığını 2009'da haber vermişti. Bu cesur söylemler onuda tıpkı Aselsan ve Isparta Uçağındaki Bilim insanlarımız gibi elimizden aldı. Batı bu işte. Terör üzerinden güç devşirir kurumlarının meşruiyetini devam ettirir ve silah stoklarını eriterek zavallı emekçi halklarının vergilerini silah baronu illüminati çetelerine verdirir.

Peki İstanbul'da Bombayı İşid'e neden patlattırdılar?

1- Türkiye'nin dostlarını arttırıp düşmanlarını azaltacağını söylemesi.

2-Dostlarından birini Batı'nın azılı düşmanı Rusya'dan Özür dileyerek seçmesi.

3-Suriye'de inisiyatifin barışla çözülme ihtimalinin belirmesi.

4-Rusyanın ve Putin'İn (Kendi ayağına kurşun sıkarak) yıkılma ihtimaline Erdoğan'ın hayır demesi.

5-Bozulan Türk Rus ekonomileri ve Turizminin ticaret hacmini daraltıp Erdoğan ve Putin için sonun gelmesini özrün engel olması.

6-Mısır'a ve İsrail'le yapılan yakınlaşma. Kıbrıs Rum Kesimiyle yakınlaşma ihtimali. Yunanistanı da içine alan ve bölge kontrolünde Britanya ve ABD'nin geri plana itilecek olma endişesi.

7-Rusya'nın Afrika ve Orta Doğu'ya yakınlaşma isteğinin önünde engel olan Türkiye'nin açılım yapması.

8-Belki Ermeni Azeri sorununun çözülme ihtimali.

Şimdi soruyorum okuyucularıma. Britanya, Nato ve Nato'nun Gladyosunun örgütü İŞİD'e bu bombalama yapılması için en doğru zamanı seçerek "Bak Ruslara yanaşman hoşuma gitmedi ama bizi de bırakmaya kalkma sakın ha?!" değilmi?

Lütfen düşünelim bunu....

28 Haziran 2016 Salı

Özürlerin Arkasından Yeni İsrail ve Rusya İlişkileri Analizi

Orta Doğu, Orta Asya ve Doğu Avrupa bölgesi için Netenyahu'nun Erdoğan'dan Erdoğan'ın Putin'den özür dilemesi iyi oldu. Putin de Suriye halkından özür dilese daha iyi olurdu.

Durup dururken Erdoğan neden bu mektubu yolladı? Erdoğan'ın amacı nedir?

İsrail'in Mavi Marmara katliamından sonra İsrail kanadından gelen özür ve tazminat konusu ayrıca Gazze'deki ablukanın kırılmasına yönelik anlaşma imzalandı. Bu İsrail Türkiye ilişkilerini kesinlikle geliştirecek ve bölge barışına ve ekonomisine katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra Rusya Devletbaşkan'ı Putin'e Erdoğan'ın yolladığı özür niteliğindeki mektupta Rusya Türkiye ilişkilerini canlandıracak. 

İsrail yeni gaz yataklarından çıkacak gazı satamıyor, geçiş yolu bulamıyor. Bu gazı AB'ye yollaması gerek ama bu Türkiye olmadan çok zor. AB, gazda Rusya'ya bağımlı olmak istemiyor ama alternatiflerde küçük gördüğü Türkiye üzerinden geçmekte. Rusya uçak krizinden sonra inanılmaz ekonomik sarsıntılar yaşadı. Erdoğan'ın özrü Rubleyi Dolar karşısında değer kazandırdı. 

Peki neden önemliydi bu özürler.

İsrail Türkiye açısından;

1-Bu Netenyahu'nun özrü İsrail Türkiye arasında Kıbrıs üzerinden Gaz geçişini yapacak. Bu sadece İsrail değil Mısır ve Kıbrıs Rum gazının da Türkiye'ye satışı ve oradan da Avrupa'ya satışı demek. Mısır Kıbrıs Rum Devleti ve İsrail üçgenini de ilgilendiren bir anlaşma ve AB'ye ucuz gaz girişi demek ve bu AB'nin İngiliz referandumu sonrasında enerji nefesi alması demek.

2-İsrail'den Türkiye'ye gelen turist sayısında artış yeniden olacak.

3-İsrail'in İslam ülkeleriyle olan çok kötü ilişkilerini İran hariç düzeltecek ve ticaretine katkı sağlayacak.

4-İsrail Türkiye'yle işbirliğinden başka çare olmadığını ve Erdoğanın görünür tarihte gitmeyeceğini gördü ve hiç değilse iş birliğimiz artsın dedi.

5-Elçiler yeniden atanacak. Dünyada en güçlü sermayeye sahip İsrail Yahudi lobisi tekrar Türkiyeye para ve yatırım akışı sağlayacak. 

İsraili yöneten Aşkenazi Yahudileri Hazara Türkü kökenlileridir ve bu grup İsrail'i birinci vatan olarak görsede Türklere de Irksal olarak bağlı olduklarını bilmekteler. Üstelik dünyada onlara katliam yapılsa Türklerin yardım edeceğini biliyorlar çünkü Türkiye kendisine sığınana asla hayır demedi. İspanya ve Almanya da yaşanan acı tecrübeler İsraillilere Türkiye'ye güvenmeleri gerektiğini öğretti.

Rusya Uçak Krizin'de Kimin Parmağı Var? Bir Fikir Fırtınası yapalım mı?

Şimdi ellerinizi kafanızın arkasında birleştirin ve şöyle düşünün, " Rusya'da bir çok mafya ve çete var. Bu mafya ve çetelerin Askeri ve Emniyet güçlerinde para yiyen adamları var ve Britanya MI6 ajanları Rusya'da üst düzey generallerden birine bu mafya ile irtibata geçmiş olsun diyelim. Mafyaya 100 milyon dolar generale de 120 milyon sterlin verme sözünde olsun diyelim. Yapılması istenen şu olsun "Türkler üzerinde Rus hava kuvvetlerinin kırmızı yıldızı olan bir uçağı vurmadığını biliyorlar ve sınır ihlali yapan uçağın sembolleri silinmiş olsun amaç uçağı düşürtüp Rus Türk ilişkilerinin zedelenmesi sağlanmak olsun. General bu fikri ekibine şu şekilde kabul ettirmiş olsun 'Türkler Suriyede etkin ve Muhaliflere destek vermekte bir uçağı feda ederek hem Kırımda yapılan oldu bittilere sessiz kalacaklar hem Suriyeye müdahaleleri minimum seviyede kalacak biz de yardım konvoylarını vurabileceğiz, Suriye PKK'sıyla Türkleri sıkıştırabiliriz de, bir uçağa karşılık dört beş avcı unsur vurulmuş olacak' dese bunu kabul ettirse bundan Putin'in haberi olmamış gibi davranılsa ( Uçak ihlallerinden daha önce haberi olmadığını söyleyen Putin Erdoğan'dan özür dilemiştir) plan yürürlüğe girdikten sonra zayıflayan Esed güçleri de Rus takviyesini sonuna kadar almış olsa ve Türkiyenin bu konudaki eleştirileri de azaltılmış olsa ve sonunda ekonomik baskılar ve AB de yalnızlaşmış RTE'den alınan özürle Rusya yeniden prestij kazansa nasıl olur?
Bu anlattıklarım ihtimal dışı değildir. Türkiye'de de mafya ve çete var. Fetö çetesinin en güçlü olduğu yer Emniyet değildir. En başından beri yaptığım uyarı onların en güçlü olduğu yerin TSK olduğudur. Robowski olayı kesinlikle bunun bir yansımasıdır. Fetöcü Emniyetin sınırdaki kasıtlı yanlış istihbaratı sonucu masum sivillerin katledilmesinde onların parmağı nasıl varsa Düşürülen uçakta da ve Rusya tarafında da bunun karşılığı yani Britanya güdümlü çetelerin işin içinde olması gayet tabidir."

Gelelim Rusya'ya Erdoğan Özrünün Sonuç Analizine
1-Rusya zaten AB'nin yaptırımlarıyla darbe almıştı. Üstüne uçak kriziyle kendi yaptığı yaptırımlardan zarar gördü. İnşaat sebze meyve, beyaz et, tekstil konularında Türkiye'den aldığı ucuz kaliteli mallar yerine çinin ucuz ve kalitesiz malları piyasayı bozdu dağıttı.
2-Türkiye ile yaşanan Britanya'nın ve Davutoğlu'nun çok önceden derin stratejisinin ürünü Suriye krizi eninde sonunda Rus Türk ilişkilerini vurdu.
3-Yeni gaz anlaşmaları askıya alındı. Bu ciddi bir darbe demekti. Türk Akımı yeniden hayata geçebilir.
4-Türkiye'nin İsrail ile yapacağı gaz anlaşmaları Erdoğan'ın yarım ağızla yaptığı özrü büyük bir hüsnü kabulle görme imkanı sağladı.
5-Rus Turizmi yeniden umutlandı ve sevinçle olayı karşıladılar. Marmaris gibi Türk tatil yöreleri yeniden doluluk yakalayacak.
6-Suriye ile barış sağlanır sorun çözülürse İsrail gazı Suriye üzerinden de Türkiye ve AB'ye taşınabilir. 
7-KEİ zayıflayan AB'ye karşı yeni bir umut olabilir.
8-Ortak KEİ parabirimi veya AVrasya Birliği Para birimi oluşmasına Türkiyenin üyeliği katkı sağlar.
9-Uçak krizi sonrası az da olsa gerileyen Orta Asya ile ilişkiler güçlenecektir. 
10-En önemlisi Britanya merkezli Şeytan İllüminatisine karşı yeniden blok oluşturulabilir.
11-Britanya'nın Suudi Araplara fazla petrol ürettirerek Petrol fiyatlarını Rus Venezuella ve İran ekonomisini batırma planı bu özürle yeniden başarısız olacaktır.
Sonuç ne olursa olsun Türkiye İsrail ve Türkiye Rusya ilişkilerinin normalleşmesi bölge barışı ve ekonomisi için son derece gerekli bir çıkıştır. Bu yayılmacı Şii faşizmine de dur demek için İran'ın seve seve düştüğü tuzağa cevaptır. Türkiye kuralların tamamını koyacak strateji ve güce henüz ulaşmadı. Bunu yapabilmesi için Düşünsel Tavaf yapan İslami bakış açısına ihtiyacı var, trene bakan İslam anlayışına değil.

25 Haziran 2016 Cumartesi

BRİTANYA’NIN AB’DEN AYRILMASININ ANALİZİ - Cameron, Darbeciler ve AB


Cameron'un 3000 yılı ve 28 Şubatçıların 1000 Yılı Çuvalladı
Britanya geçen yüzyıla kadar topraklarında güneş batmayan bir imparatorluktu. Britanya’dan önce İrlanda ayrıldı ve yıllarca Kuzey İrlanda bağımsızlık yanlısı IRA ile çatıştı. AB’ye üye oldu ama AB içinde her zaman kaçamak güreşti. Mesela Avro’ya girmedi. AB aslında Britanya’nın Avro ve Schengen anlaşmalarına imza koymamasıyla eksikti. AB’den bolca faydalandı Britanya. Mesela İskoçya’da bağımsızlık referandumunda çoğunluğu cimri ve fakirlikten çok korkan İskoçları Better Togather ile korkuttu. İskoçya ekonomik sorunlarla karşılaşacağını sandığı için bağımsızlıktan bile vazgeçti.

Britanya’ya göçün artma endişesiyle Britanya’lılar AB’ye hayır dediler. Cameron “Türklerin üyeliği 3000 sene sürer” derken Britanyanın üyeliği gitti. Bu sözler bana 28 Şubatçı generallerin “28 Şubat 1000 yıl devam eder” dedikten sonra tükenişini hatırlattı.

Daha dün Deli Tayyip AB’ye HDP üzerinden “Bunlar iyi günleriniz” mesajını verirken aslında Cuma sabahında olacak olanları söylemek istedi. İlk defa bir Türk siyasetçisi hemde Devletin en tepesindeki adam RTE  –ki ben kendisine bu yüzden Deli diyorum, zira yaptıkları ve söyledikleri ülke menfaatleri açısından çok cesaret isteyen işler- “Bizleri AB’ye almıyorsunuz çünkü Müslümanız diye bunu yapmıyorsunuz” dedi. Bu gerçekten müthiş bir sözdür. Bu sözün AB içinde yansıması olmasa bile İslam ülkeleri ve Rusya’da mutlaka yansıması olacaktır.

Peki bundan sonra AB’de Britanya’da Türkiye’de bu olayın yansıması ne olacak?

Britanya Açısından;

-Britanya’da AB’ye HAYIR diyenler bilmeden İSKOÇYA’NIN BAĞIMSIZLIĞINA EVET dediklerini ilerde bilecekler. Britanya AB’ye hayır dediği için AB’nin antlaşma yaptığı ülkelerle yeniden gümrük ve siyasal antlaşmalar yapmak zorunda.

-Britanya, bundan sonra Common Wealth denilen İngiliz Milletler Topluluğuna daha fazla yönelerek eski imparatorluk gücüne ulaşmaya çalışacaktır. AB’yi bunun önündeki engel olarak görüyordu.

-İngiliz Poundu kısa vadede değer kaybetmeye devam eder, sürecin tamamlanmasından sonra ve AB’nin Avro’sunun güç kaybetmesinden yada yok olmasından sonra değer kazanma trendine girer. Ancak ilerde Kuzey İrlanda İskoçya ve Galler’in bağımsızlık trendine girmesi ve birinin bile bağımsız olması Britanya’yı mahveder.

-AB eğer birliğini her şeye rağmen korumayı becerebilirse o zaman AB ve Britanya’nın arasında siyasal ve ekonomik rekabette başlar.

AB Açısından;

-AB yaşanan göçler krizinden sonra ciddi bir itibar kaybına uğradı. Bu prestij kaybı AB’yi üyeler açısından bir cazibe ve umut olmaktan çıkardı.

-AB’nin yaşadığı bu itibar kaybı Avro’yu da vuracaktır Avro Dolar karşısında 16 senedir yaşadığı üstünlüğü kaybedecektir. ABD Merkez Bankasının inatla faizi arttırmamasının nedeni Britanya’daki seçimlerde AB’ye HAYIR ın çıkacağını tahmin ederek faiz artırımına gerek kalmadan AB ‘nin alacağı bu yaradan sonra yeniden en güçlü rezerv parası olmaya başlayacaktır.

-AB kendi üyeliğini Avrupa ülkeleri arasında siyasal koodinasyonun demokratikleşmenin sağlanması için koz olarak kullanıyordu. Özellikle Almanya ve Fransa bunun nimetlerinden yararlanmaktaydı.

-AB aslında son 25 senedir ciddi bir sorunu göremedi. Kıtada Avrupalı ırk yok olmaktaydı. Beyaz Avrupalı Hristiyan mensubu ırklar çocuk yapmıyor aile kurmuyor kurulan aileler dağılıyordu ( Bu süreci şimdi Türkiye yaşamaya başladı). Bu demografik olarak bitişti, beğenmedikleri göçmenler olmasa ve onlarınçalışarak ödedikleri vergiler ve sigorta primleri olmasa AB de emeklilere para ödemesi durabilirdi. Ancak çöküş sürecinin devam ettiğini anlamadılar. Avrupa Birliği değil Avrasya Birliği olma gayretinde olamadılar. Oysa Avrupa Birliği Rusya ve Türkiye ile Birlik oluşturmadıkça bir gün biteceği aşikardı. Kendileri bitmesin diye ve sömürmek için Putin’in ve Erdoğan’ın gitmesi için Rus Baharı için ve Türk Baharı Gezi, Feto ve PKK üzerinden siyaset yaptılar sonuç ise aldıkları beddua yüzünden dağılma sürecidir. Bu süreçte çok insanın ahı var, Bosna’nın ahı var, Türklerin zamanını ve parasını( Milli Görüşün Deutsche Bank’taki şimdi rakamlarla 400 milyar Dolarına el koydular) çaldılar, bunların bir şekilde bedel olarak ödenmesi gerekiyordu bu oldu.

-Britanya’nın ayrılmasını başka ülkelerde takip edecektir. Türkiye’nin güçlenmesi için AB’nin dağılması gerek. Bu yüzden bir sonraki referandumlar Hollanda da Fransa da ve Almanya’da olduğunda Türk kökenli AB Vatandaşları ayrılma yönünde oy kullanmalılar ve birikimlerini AB Bankalarından Türk DEVLET bankalarına aktarmalılar. Bunu yapmayacaklarsa kendilerine Türk ve Müslüman’ım demesinler. Madem AB bize Kimlik yüzünden üyelik vermedi eh bunun da bir bedeli olmalı onlara.

-Bu referandum AB içinde yükselen ayrılıkçı sesleri güçlendirecek ve bundan sonra Hollanda’dan başlayarak sırasıyla Fransa, İtalya’da ayrılmak için referandum yapacaklardır.

Dünya Açısından;

-İran petrolden elde ettiği gelirleri AVRO olarak rezerv edeceğini ve dolardan vazgeçtiği duyurmuştu. Dünyada ABD karşıtı ülkeler ABD’de den kaçtıkları için ehveni şer diye AVRO’yu tercih ettiler ancak bu durum yeniden tersine dönecek.

-Rusya kendisini dağıtmaya çalışan Britanya ve AB’ye karşı direndi ve AB’nin kendisi ve ilerde Britanya dağılma sürecine girmiş bulunmakta. AB’nin dağılması demek giğer birliklerin mesela KEİ’nin daha fazla öne çıkması demek. Balkan Ülkeleri Birliği, Doğu Avrupa Birliği, Avrasya Birliği, Orta Doğu Birliği, Orta Asya Birliği hız kazanabilir. KEİ’ye Türkiye’yi davet eden Rusya ile yeni bir başlangıç yapılabilir. Bu çok önemli.

-Çin, Rusya, Pakistan ve Hindistan da önemli bir birlik oluşturabilir. Dünyanın Avro’dan daha fazla güvenilir bir para birimine ihtiyacı var. Dolar ve Avro eski gücünü kaybetti.

Türkiye Açısından;

-David Cameron Türkiye’ye 3000 sene AB’ye giremez diyordu. Bunu söylemesinden sonra üç hafta bile geçmeden referandumdan sonra Britanya artık AB üyesi olmaktan çıktı. Cameron’ın bu açıklamaları tıpkı 28 Şubatçı desteklediği darbecilerin konuşmasıyla aynı DNA’dandı. Onlarda 28 Şubat 1000 sene sürecek demişti hepsi yenildiler. Britanya’nın AB’den çıkması Türkiye adına zaferdir. Britanya asla Avrupalı bir ülkede olmamıştır. Toprakları adadır ve Avrupa kıtasıyla bir bağlantısı bile yoktur. Londra’nın Avrupayla bağlantısıda yoktur. Edirne, İstanbul gibi Avrupa kıtasının içinde yer alan ve tarihte Avrupa kıtasının tarihinin yazıldığı yerlerdir. Bu iki şehir Türkiye’dedir. İstanbul ve Türkiye olmadan ne AB ne de NATO Birliğini sağlayamaz. Türkiye önce AB’yi halka referandumla “Tamam mı, devam mı?” diyerek çıksa sonra Nato’dan çıksa bu iki Birliğin Orta Doğu’da Orta Asya’da, Karadeniz’de nefesi kesilir. O kadar çok Müslüman ve Türk düşmanları ki, Türkiye’nin muhteşem Jeopolitik, jeo stratejik, Jeo ekonomik, Jeo demografik önemini bilmelerine rağmen AB’nin içine almadılar. RTE’nin açıklaması beni çok şaşırtmıştı “Müslüman olduğumuz için bizi almadınız” işte bu AB’yi bitiren sözdür. İncirlik Hava üssüne Alman askerleri ve komutanları Nato kapsamında alınırken, Alman siyasetçilerinin İncirlik’e sokulmamasının nedenide budur. Nato da askeri olarak beraberiz ama siyasal olarak bundan sonra rakibiz.

Nerede?

Balkanlarda, Bosna da, Orta Doğu’da, Orta Asya’da ve daha bir çok yerde…

-Türkiye zayıflayıp prestij kaybeden AB’ye bundan sonra hiç eyvallah etmez. Çünkü zaten dağılmaya yüz tutmuş, sömürüyle ayakta yürürken birden sömürü kanalları tıkanan AB şu an Türkiye açısından itibarsızdır. Hele hele Ermeni Soyırımı tasarıları, PKK Terör örgütüne destek vermeleri bardağı taşıran son damlalardır.

-Bundan sonra RTE ve onun yönettiği Türkiye’nin eli daha güçlüdür. Türkiye’de AB yanlısı ve Batı yandaşı zihniyet kaybetmiştir. Dikkat edilmesi gereken ucuz milliyetçilik yapılmaması ve Osmanlıcılık ideoloji olarak konacaksa bunun revize edilmiş Başkanlık ve Eyalet sistemi ile olması gerekmektedir. İslam Ülkeleriyle iş birliği daha da arttırılmalı. Rusya ile ilişkiler eskisi gibi olması için çabalamalı ve Suriye’de barış için sonuna kadar diploması zorlanmalı. İslam Ordusu nasıl kurulduysa İslam Ortak Pazarı kurulmalı. İslam Bankası ve Ortak Para Brimi oluşturulmalı. İslam Borsasının Merkezi İstanbul olmalı. Türkiye’nin önü açık. Eğer RTE’ye suikast yapmazlarsa veya ölmezde sağ kalırsa, onun yönettiği Türkiye bunları görecektir. Yapılması gereken Türkiye’de ahlak ve adaletin tesisine önem verilmesi. Gerisi Allahın izniyle gelir.