www.islamastrolojisi.com "Adalet denge ve huzurun temelidir"

FATİHA EYLEM MANİFESTOSU www.islamastrolojisi.com
1-Etiklik (Eunsü)
2-Müteşekkirlik(Elhamdü)
3-Vicdanilik(ErRahim)
4-Sorumluluk(Yewmiddin)
5-Tevhit(İyyakena)
6-Meşru hedef ve Umutvar olmak(Sırat-ıMustakim)
7-Kimseyi taklit etmemek ve kendin olmak, samimi olmak(Gayrilmağdubi) #KABENİNHAYATŞİFRELERİ KİTABIMDAN ALINTIDIR...
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2021 Pazartesi

KAN TÜRKLÜĞÜ’NDEN GÖNÜL TÜRKLÜĞÜNE, TÜRKLÜĞÜN SERÜVENİ NEREYE YOL ALMALI?

 


Orta Asya’nın sert bozkır ikliminde göçebe kültürü ile bu şekilde doğan Türklük, tarihsel süreçte dünyanın gidişatına askeri, sosyal, kültürel, bilimsel olarak yön vermiş olan bir olgudur. Orta Asya steplerinde tüm Asya’da kuzenlerimiz olan Moğol ırkıyla beraber adaleti, düzeni, medeniyeti taşıyan bir ırktan bahsediyoruz. Düşene el uzatan, aman dileyene kılıç vurmayan, mazlumu koruyan zalime kan kusturan bir ahlak anlayışından ve sorumluluk duygusundan bahsediyoruz.

Türklük ailesinin iki kolu var. Birisi yukarda saydığım ilkelerle bezenmiş olan ve bu olguyu atasından anasından aldığı kültür ve yüksek ahlakla yoğuran KAN TÜRKLÜĞÜ, diğeri ise bu ülküyü Orta Asya’dan alarak başta Avrupa’ya Anadolu üzerinden taşıyan ve özünü Hoca Ahmet Yesevi’den alan İslamla yoğrulmuş olan bu hamuru sabırla ve azimle mücadele ile pişiren gönlünün ekmeğini mazlum ezilen halklarla bölüşen ve bu yüksek misyonu görüp de buna hayran kalarak gönlünü TÜRKLÜĞE kaptırarak İSLAMLA şereflenerek Türklük ailesine farklı bir ırktan gelse bile severek bu aileye katılan GÖNÜL TÜRKLÜĞÜ MİSYONUDUR.

Kan Türklüğünün sınırları Batıda Edirneden, Budapeşte’den, Estonya, Sancak’ta ki, Üsküp’te ki, Kırcali’deki Balkan Türklerinden başlar kandaş olduğumuz kuzenlerimizin yaşadığı Ulan Bator, Seul, Pyon Yang, Tokyo’ya, Altay dağlarını aşıp Bering Boğazından geçip Kuzey Amerika Eskimoları, Amerikan Kızılderilileri, Maya ve Aztek kabilelerine kadar en Doğu’ya ulaşır. Kuzeyde Finlandiya’nın Laponya’dan, Moldova’dan Gagavuzya’dan başlar ve Kuzey Afrika’daki Tuareglere ve Mısır’daki Sudan da yaşamış orada kalmış olan kandaşlarımıza kadar gider.

Gönül Türklüğünün sınırları ise AY YILDIZ’IN gölgesinde En Batıda Fas’tan, Senegalden başlar, Pakistan, Afganistan, Hindistan dan en doğuda Malezya ve Endonezya’ya kadar uzanır. Kuzeyde Tataristandan Kazan’dan başlar güneyde Afrika’nın güneyindeki Tanzanya ve Darus Selam’a kadar uzanır.

Görüldüğü gibi Türklük küçük bir coğrafya değil neredeyse tüm dünyayı kaplayan büyük bir misyon ve gönül olayıdır.

Eğer bir mazlumun eline diken batsa gerçekten kan ve gönül Türkü olan bir insanın içi daha başka sızlar. Türk asla ölümden korkmaz, mazlum ve doğru ilkeler için savaş bir onurdur. Kınayanın kınamasından korkmaz. Kandıran, korkan, etik ve vicdan dairesi dışında olan ve güvenilmez olan bir tip asla Türk olduğunu iddia edemez. Çünkü ilkeleri parametreleri çiğnemiştir ve bu dairenin dışına kanı Türk bile olsa itilir. Ancak, Türklüğe hayran olan kendini Türk gibi hisseden Adalet ve Ahlakı ilke edinen her insan bu dairenin içine isterse siyah derili olsun fark etmez Türklüğün sınırları içine girer. Türkler beyaz ırktır ama kim ezilmişse, ezilen Afrikalıysa yüreği Afrikanın renginde olur, ezilenin deri rengi Türkün kalbiyle aynı renkten olur. Çünkü bir Türk bencil olamaz.

İslamın AY ve YILDIZI bugün hem Kan Türklüğünü hemde GÖNÜL Türklüğünü birleştirmiştir. Azerbaycan Türklerinin acısını Türkiye Türkleri kalbinde kafasında hem Kan hemde Gönül Türkleri olarak hissetmiştir. Pakistan ise kanı Türk olmasa da gönlü her daim Türk olan ve daima Türkleri desteklemiş olan GÖNÜL TÜRKÜ bir ulustur ve kardeşimizdir. Bu kardeşlik bayrağı Ayyıldız olan Libya’da da geçerlidir Arap olsalar da. Türklüğü desteklemeye söz vermiş olan Emirlerin ülkesi Katar için de bu geçerlidir ve tüm Araplar arasında Katar’ın ayrı bir Türkiye sevdası vardır. Katar Türklere kılıç çekmeyen ihanet etmeyen Arap kabilelerinin kurduğu bir ülkedir ve Orta Doğudaki Pakistan gibidir.

Türkiye, Azerbaycan, KKTC artık ortak bir çatı altında Konfederasyon olmalıdır. Bu konfederasyona daha sonra diğer Kan Türkü ve Gönül Türkü ülkeler katılarak yeryüzünde adaletin ve vicdanın hakimiyetini kurabilirler. Tıpkı eskiden olduğu gibi. Bu kapsamda Rusya Federasyo’nunuda bu konfederasyon içinde olması gereken ülkelerden görmek zorundayız. Rusya Federasyonu’na asla sırtımızı da dönemeyiz. En çok Türkün yaşadığı ülkelerden biridir Rusya Federasyon’u. Çünkü Lenin, Putin vb hangi Rus’un geçmişi kazınsa altından mutlaka bir Türk köken, Tatarlık çıkmaktadır. Rusya Federasyonu’nun geleceği Türklükle beraberdir. Çünkü ülke topraklarında bir çok Türk yaşamakta ve Türk Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Şu anki Rusya federasyonu Savunma Bakanı Sergei Şoygu da bir Tuva Türkü’dür ve Türkçe anlamaktadır. Rusya Federasyonu da Türkiye ile ilişkilere önem vermektedir. Dünya Türkleri vizyonunu dar tutamaz. Sadece kan Türklüğüne sıkışamaz, sadece Gönül Türklüğüne de sıkışamaz. İkisi beraber bir kuşun iki kanadı gibi düşünülerek hareket edilmeli. Ancak bu sayede dünyanın huzur bulacağı adalet ve vicdani bir düzen kurulabilir.

Türkler kesinlikle ahlakı bozan şimdiki dizileri yapamazlar, bunun yerine kendilerine gelmelerini sağlayacak ERTUĞRUL, METEHAN, FATİH, ATİLLA, CENGİZHAN, TOMRİS, BERKE KAĞAN, ATATÜRK gibi nice yiğitlerin yüksek ahlak ve adalet olgularını konu alan filmler yapmalıdırlar. Bu diğer ırkları küçümseyen bir misyon değildir, bu kendi ırkındaki güzellikleri tanıtan yayan bir misyondur.

Kendine ben Türküm diyen her bir birey bu geniş vizyon ile hareket etmek zorundadır.

 

 

6 Mayıs 2020 Çarşamba

KOMÜNİZM SORUSALINA TEVHİTSEL ANALİZ. DEVRİM AHLAKI

Esasen Komünizm ile İslamın Kapitalizm hakkındaki eleştiri ve tespitlerde ortak bir sürü yan vardır. Ancak Komünist Devrim ile Mekke İslam Devrimi arasındaki temel fark Ahlaktır. Çünkü Komünist düşünce, devrime giden yolda her şeyi mubah görür. Aynı komünistler Kapitalistlerin kar elde etmeye giden yolda her şeyi mubah görmelerini ise acımasızca adice bulur ve eleştirirler. Komünizmin en büyük çelişkilerinen biride budur. Kapitalizmin acımasızlığına karşı devrimsel sonuca gitmede süreç değil sonuç odaklı olma ve bu uğurda etik ve adil davranma konusunda umursamaz ve görmezden gelici tavır içinde olmalarıdır. Kapitalizmin Kar ve Kazanç sömürmede sonucu öncüllemesi ve süreçte herşeyi mubah görmesi gibi durumun aynısını komünizmde devrimsel sonuçta göstermektedir aynı etik dışı ve adil olmama durumunu. Esasen Komünistlerde Devrimsel Ahlakı da asla yoktur çünkü Ahlak kavramı ruhani ve vicdani bir olaydır ve zaaftır onlara göre, geleneksel inanç ve dogmaların kadın üzerine baskı aracıdır şeklinde konuya bakarlar. "Komünizm için her eski kötüdür her yeni iyi" ve bilimseldir. Bu konuyu anlamanız için şöyle de açıklayabilirim. Hz Muhammed Komünist olsaydı putlarla beraber Kabeyi de yıkardı kendi heykelini koyar her sene Mekke'nin fethinin yıl dönümü olan 1 Ocak ta Devrim töreni yapılırdı. İslam Devrim Ahlakı iyi olan eskiye dokunmaz. Her yeni de iyi değildir. Bu manada iki düşünce sistemini ayıran en temel konu da Ahlaktır.... Buna mukabil her Müslüman ahlaklı değil her komünistte ahlaksız değildir.
Çeklerini ödemeyen verdiği sözü tutma ihtiyacı duymayan, yalancı bir sürü namazlı abdetsli oruçlu müslüman görünümlü ama aslında sünnetli gavur olabildiği gibi, sözünde duran çeklerini ödeyen kültürlü sözünün eri, islam karakterine sahip ibn. d.nme ateist vb de vardır. Yani konuyu özetlersek ib.elik yapan müslüman tüccar da vardır, tevhidi adil etik davranan ib.e de vardır.
islamın en önde gelen birinci şartı kesinlike EunzubillahimineşşeytanirRACİMden dolayı Ahlak konusudur. Çünkü taşlanan ahlaksız nefs ve şeytandır bu sözde. Müslümanın ahlakı yoksa taşlanmış, sorumsuz ise taşlaşmıştır.
Karakteri recim olan bir kişininde kıldığı namazın tuttuğu orucun söylediği tevhit ikrarının bir anlamı da kesinlikle yoktur(Bkz Maun Suresi). Rahman ve Rahim Allahın adıyla başlamak için sadece devrim de değil tüm unsurlarda ahlak öne çıkmakta ve ahlak sadece ırz meslelerinde değil hayatın tümünde öne çıkan en önemli konudur...


24 Nisan 2020 Cuma

TÜRKİYEDE SOL VE SAĞ TERÖR, MEZHEP İLİŞKİSİ

Aslında bu yazdığım konu tamamen bir tez konusudur ve terörün sosyo kültürel etnik alt yapısıyla olan alakasının irdelendiği bir yazıdır ve geleceğe ışık tutması ve sorunların çözülmesi için kaleme aldığım bir yazıdır.

Terör kelime olarak tethiş korkutma yoluyla kendi ideoloji ve isteklerini elde etmeye çalışan illegal durumdur. Türkiye yıllarca hem sol hemde sağdan terör örgütleriyle uğraşan bir ülke oldu. Peki terör mezhep ve terör ile siyaset tarihi ilişkisi nedir?

Türkiye'de dikkat ederseniz sol terör örgütlerinin tepesinde genelde Tunceli bölgesi Alevilerinin olduğunu görmekteyiz. Peki niçin o bölge?

Tarih boyunca Tunceli bölgesi gerek mezhepsel gerekse duruş olara Anadolunun genel inanç yapısının dışında kalmıştır. Osmanlı zamanında da çeşitli sıkıntılar yaşayan Tunceli bölgesi özellikle padişah Sultan Selim döneminde İran ile iş birliği yapma endişesiyle Tunceli Alevilerinin baskı ve sıkıntı gördükleri aşikardır. Tunceli Alevileri Cumhuriyetin ilk yıllarında da muhalif olmuşlar ve bunu direnişle yapmışlar o dönemde yeni kurulan Cumhuriyet tüm muhalif sesleri sistemin tam oturması için kısmak ve Batı'ya verilen Lozan'daki sözleri tutmak adına tam otorite sağlamak için çok sert önlemler almıştı. Bunun neticesinde bir çok maduriyetler doğmuştu. Cumhuriyetin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen bombalarını muhalif Tuncelilerin üzerine atmıştı. Tunceli nüfusu zorunlu göçe tabi tutularak Türkiyenin her yerine dağıldılar. Tunceli halkı Alevi kültürünün öğrenmeye verdiği önemle gittikleri tüm illerde okuyup devletin üst kademesine gelmişlerdir. Atatürk döneminde gördükleri sert tutuma rağmen yine Atatürkçülüğü benimsemişler OSmanlı Sünni Devletinde yaşamaktansa Atatürkçü Laik Demokratik devlette yaşamayı yeğleyerek bir çoğu bu şekilde Cumhuriyete sahip çıkmıştır. Diğer taraftan buna itiraz ederek çeşitli terör faaliyetleri içinde bulunan Sol Örgütlerin en tepesine baktığımızda yine başta Tunceli Alevilerinin olduğunu görmekteyiz. Sol Marksist Örgütler ki PKK dahil üst düzey yönetimde Alevi Kürt unsurlara daha fazla güvenmişlerdir ve ancak 28 Şubat sonrasında Devletin İslamcı kesime son derece sert davranması sonrasında yavaş yavaş PKK da Sünni Şafi kökenli de olsa üst düzey yönetici ve komuta kademesine izin verilmiş durumdadır ancak yine de en tepe dediğim kesimdedir genelde.
Peki onca sene geçmesine rağmen neden bu öfke?
Bu öfkenin en büyük nedeni bu bölgede yaşayan ve geçmiş baskı ve zulümleri nesiller boyu aktaran ve bu hikayelerle büyüyen bazı Alevi Kürt unsurları içlerindeki öfke ve hıncı giderek çoğaltmışlar devletten islamdan ay ve yıldızdan o kadar nefret etmişlerdir ki 2010 yılı sonrasında Komünist ideolajiye ters bir şekilde Amerika ve AB ile iş birliği daha yapma yoluna gitmişlerdir. Bu örgütlerin beslendiği asıl yer şu an Türkiye'Nin Nato sözde Müttefikleri Belçika Almanya ve Fransa gibi ülkelerdir. Terör örgütleri rahatça bu ülkelerde Alevi Kürt kökenli Türkiye vatandaşlarından veya İltica yoluyla vatandaşlıktan çıkıp o ülkelerin vatandaşı olan unsurlardan aidat bağış adı altında zorla para toplamakta ve örgütlerine finansman sağlamaktadır. Üstelik Türkiye bu unsurlarla savaşmak için parasıyla silah almak istediğinde ambargo ile karşılaşmaktadır.
Gerçekten 2010 yılı öncesindeki Türkiye ve 2010 yılı sonrasındaki Türkiye tamamen farklı iki Türkiyedir.
Türkiye'de sağ kanat terör örgütlerinde ağırlığı yine Amerika destekli terör örgütleri çekmektedir. Amerika sadece sol değil sağ terör örgütleriyle de diyalog ve iş birliği içindedir. İşid El Kaide Taleban Cehşullah Fetö sayısız terör örgütlerinden sadece bir kaçıdır. ABD gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında Yeşil Kuşak Nato projesi kapsamında Sovyetlere karşı İslamı kullanma prensibinin uzantısıdır bu örgütler. Bu örgütleri incelediğinizde Fetö dışındakilerin genelinde ŞAfi Maliki Vahabi Hanbeli mezheplerinin mensupları çoktur çünkü bu mezhepler Hadislerin içinde bulunan (Tabi ki çoğu yalan hadis) öldürme katletme köleleştirme satma cariyeleştirerek ırza geçme 9 yaşındaki kızları satma cariyeleştirme selahiyetini batılı dille lagalizasyonunu tamamen bu sahte hadislerden alır ki zaten o hadisler de İslamın Vahiysel anlayışını tamamen FELÇ etmek için uydurulmuştu Yahudi Kökenli müslümanlar tarafından. Tabi şimdilik bunları yazacak konuşacak cesarette bir din adamı pek yok Türkiye'de ama eğer terörün fikirsel kaynakları kurutulacaksa öncelikle Kuranı İlkesel (Tarihselci ve semantik yaklaşımdan çıkan sonuçlarla çıkarılan prensiplerle) anlama bu anlayış üzerinden akılla Hadislerin sahtelerinin kesinlikle çıkarılması gerek. Ancak Türkiye'de büyük bir parasal gücü yöneten ve ekseriyeti düşünme özürlü ve geleneksel olan bazı cemaatler kendi mensuplarını aptallaştırıp Sırat köprüsünden geçirme vaadi şefaat (Dinsel Torpil) ile kandırıp hem mali hem cinsel olarak da sömürebilmektedir. Bu konuda açılmış davalar hükümler mahkemelerde vardır ve o şeyhlerin işledikleri suçu dayandırdıkları kitaplar hala satılmaktadır kitapçılarda.
Devlet inançsal bilgileri okullarda kendisi verirken artık karşısındaki gençliğin sorgulayan soran merak eden ve ders veren hocaları ve müfredatı geriden gören bir nesil olduğu ve okumuş sorgulayan ateistlere cevap veremeyen din anlayışının artık giderek zayıfladığı da görülmektedir. Her sene daha fazla genç Sosyal Medya Ateist sayfalarında kendini beğenmiş ve herşeyi bildiğini sanan bazı züppe Odtülü vb sol okullardan mezun olanların gazına gelip ateizmi deizmi artık kendi ailelerine karşı savunmaya başlamış ailelerin çoğu zaten araştıran Kuranı bilen olmayıp, geleneksel islamcı olduğu için o sorulara cevap verecek durumda olamayıp üzüntü içinde evlatlarının ateistleşmesine deistleşmesine hatta bazılarının farklı dinlere mensup olmaya başlamasına kaygıyla bakmaktadır.
Evet
Bir tarafta sol ve sağ terörün kullandığı mezhepler diğer tarafta bu sorunlarla nasıl baş edeceğini bilmeyen kalabalıklar.
Benim buradan akademisyenlere diyanet görevlilerine devleti yöneten bürokrasiye ricam şu. Mevcut anlayış ve oy kaygısı ile geleneksel islamcı tarikatlere boyun eğilmesi demek zamanla ülkeyi daha büyük tehlikeye atar. İslami Araştırmalar çok daha ciddi tarafsız ve cesur yapılmazsa ve Buhari Allahın yerine konulmaya devam edildikçe RivAyetler Ayetlerin önüne geçirilip Peygamber Abduhu ve Rasuluhudan çıkarılıp İLAHLAŞTIRILDIKÇA daha çok gencin ateist ve teist olmasını bekleyebilirsiniz. Önceki Diyanet İşleri Başkanı sorunu görmüş ve bunun için çabalıyordu. Şimdiki Diyanet işleri başkanı Türkiye'de bulunan ve Hükümete oy deposu zannedilen ( En küçük güç kaybında o cemaatler kesinlikle kaypaktır hemen Amerkan yanlısı sağcı başka bir lidere kayıverirler) elden gidiverir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önüne mevcut inançsal durumlardaki depremler Ateizmin fazlalaşması ile alakalı raporların gittiğini biliyorum. Sayın Erdoğan'ın hataları olsa bile iyi bir siyasetçi ve insan olduğuna inanıyorum ama bu konuda daha cesur olmalı ve gerek Kuran bilgisi (Arapça kafa sallayarak okumayı kastetmiyorum) gerek siyer bilgisi ( Hz Muhammedin hayatı) yüksek ve mevcut sorunlara cevap veren bir imam hatip açılmalı. 28 Şubat döneminde değiliz. Artık başörtüsü bir dava sembolü olmaktan Başakşehirden itibaren çoktan çıktı. Silikonlu dudakları lüks ve şımarık tavırlı kalkık kaşlı Süslüman Burjuvazi de İslamdan nevret edilmesine yol açmakta (Başakşehirde 8 sene yaşadım gördüm).
Türkiyede dikkat edilmez ise o ateist gençlik zamanla Komünist Anarşist Faşist gibi uç eğilimlerle toplumun yeniden uç kavgaların içine çekilmesine neden olabilirler.
O gençleri dini bütün olsun ve toplumsal kontrol daha iyi olsun diye geleneksel cemaatlere vermek o geleneksel cemaatlerin önünü açmak daha fazla o gençleri islamdan buna izin veren devletten bayraktan ülkeden soğutacaktır.
Ben bunları Hollandada Tercümanlık yaparak sol örgütleri tanımış, Kazakistanda öğretmenlik yaparak Yeşil Kuşakı görmüş biri olarak ve çocukken ateist olup sorgulayarak İslama inanmış eski bir ateist olarak yazma ve altını çizme gerekliliği gördüm.
Kuran Müslümanlığı umudumdu ama onların önde gelenlerinin de ateist sayfalardaki bazı Odtülüler gibi kendi  kibirlerinde ve egolarında boğulduklarını görüp kitaplarıma ve kendi misyonuma döndüm.
Kimbilir belki biri bu yazdıklarımı görürde inşallah Akademik bilimsel bir çalışmanın içinde değerlendirir...
Tüm bu geri kalmışlığın nedeni geleneksel islamcıların şu rivayete inanmaları "Şeytan aklını kullanıp sapıttı. Ben ateşten adem çamurdan yaratıldı ben daha üstünüm, dedi" diyerek kendi cemaatlerine düşünme ve felsefeyi yasakladılar. Bilimsel düşünmenin yerini başka ilimlerle doldurdular.
HAVAS mı istiyorsunuz? Kabenin Hayat Şifrelerinin tamamını okuyun diyorum Geleneksel İslamcılara.
Anlarlarsa tabi...

Bir sözümde kendini devrimci sanan yeni yetme komülere
"Onlara bozgunculuk (terör) yapmayın dediğinizde onlar hayır biz ıslah ediyoruz (devrimcileriz) derler" KURAN

Evet Komüsnit devrimin ahlakı yoktur ahlaka inanmaz o yüzden eski olan ne varsa devirir iyi olmasına bakmaz.
Mekke Devrimi tarihin en ahlaklı devrimiydi. Her eski kötü değildi her yeni de iyi değil.


Sözlerimi yine Kainatın Asıl Efendisi (Hz Muahmmed değil Haşa) Allahın sözüyle bitiriyorum...
"Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yapdırır" KURAN